| altın sayfalar's profilealtın sayfalar PhotosBlog | Help |
altın sayfalar |
|||||
BirisiAnadolu'nun Taşdeller koyunde 11 mayis 1975'de dunyaya gelir.O zaman babasi fransada calisir ve 3 yasinda fransaya gider.Kemalist bir aile icinde buyur.O zamanlar ataturk'u cok sever,ve ona benzemek ister.Ulkucu olup milliyetcilik guder,turk olmasindan gurur duyar.Gencligini umursamazlik ve vurdum duymazlik icinde gecirir.Yil 1999'da,24 yasinda,bir araba kazasi gecirir.Araba param parca oldugu halde,icinden bir damla kani akmadan cikar.Ondan sonra dusunmeye baslar.Olumun yanindan gectikten sonra hayatina ceki duzen vermeye karar verir.Evlenir,ve baba olacagini bilince,bu boyle gitmez deyip,cocugum beni hep namazda gormesi gerek der ve 2001 yilinin ramazan ayinda,26 yasinda,is yerinden tatile ayrilip namaz kilmayi ogrenir.Sadece ihlas suresini ve subhaneke duasini bildigi halde namaz kilmak icin gereken dua ve sureleri ezberler,fatiha suresiylede tanisir.Namazi ogrendikten sonra hemen namaza baslar.Artik namaza cok onem verir.Zevcesi kapanmak istedigi halde,benim istikbalimle oynayamazsin sen diyerek buna karsi cikar.Ama bir gece ruyasinda aciklarin cok dar bir yerde aci cekerek bagirdiklarini ve ust katta basortululerin hepsi bir yere donmus hosnut bir halde nurlu bir sey izlediklerini gorur.Sabah hic vakit kaybetmeden zevcesinin kapanmasina izin verir.Ilahi dinlemeye baslar,ve seyhimin illeri ilahisini cok sacma bulur,bu seyhlerde neymis,onlar kendilerine baksinlar der.Seyda ilahisinin ritmini sever,neymis bu seyda der,bu kelime kafasina takilir.Yil 2003'de,28 yasinda,bazi kisilere takilarak,kendini menzilde bulur.Menzilin girisinde oyle bir koku alirki,mest olur.Oglen namazi vakti,birde ne gorsun,gavs-i sani hz geliyor.Gorur gormez asik olur.Tovbesini alir,ve aklindan hic cikmaz gavs-i sani hz.Yil 2004'de,29 yasinda,hac nasip olur.Zevcesiyle birlikte hac yapar.Mekke'de gavs-i sani hz ile iki kere daha karsilasir.Ertesi sene,30 yasinda,ama yalniz bu kez,yine hac yapar.Avrupada kaldigi sehirde sofi olmadigi icin,Osman Nuri Efendinin tasavvufuna girer,ders alir.Yil 2006'da,31 yasinda,Kuran-i kerim benim kitabim diyerek ona sahiplenir ve ramazan ayinda is yerinden tatile ayrilir,kuran okumasini ogrenir.Artik akibeti ve son nefes endisesiyle yasayarak,hak yolunda hizmet etmeye gayret eder.Allah rizasi icin dua lutfen. siyonizm , masonluk ve tefrika + islam dusmanlari satilmis turk vatan hainleri
Kimler gizli aslinda bu PKK'nin arkasinda.Tarihe bir bakalim.Hatirlayalim ki arap topraklarini Osmanlilarin elinden almak icin ingilizler Lawrence adli bir kumandani araplarin icine soktu,bu kumandan araplari kiskirtti,hurriyetinize kavusun artik dedi o araplara,kurtulun bu Osmanlilardan artik dedi onlara,ve savas icin egitim yonunden,teknik yonden,hemde maddi imkan yonunden araplara yardimda bulundu.Araplara dinamit bombalar verdi,ve araplar Istanbul-Medine tren demir yollarini trenlerle beraber patlattilar.Bir cok Osmanli sehid oldu.Sonunda o topraklari Osmanlilarin elinden aldilar guclu devletlerin yardimiyla.Araplar seviniyorlardi topraklar artik bizim diye.Gelin buraya bakalim gelin denildi onlara.Col bedevileri sizi,siz ne zannettiniz siz denildi araplara.Biz bir suru masraf sarfettik bu topraklari Osmanlilardan almak icin.bunlara karsi gelen araplari astilar,kestiler.Nihayet bir pasta bolusur gibi bu topraklari kendi aralarinda guzelce bolustuler.Fransizlar bir parcasini aldi,mesela Lubnan ismini verdiler bolgenin birisine,ve oranin basina bir adam diktiler.Diger bir bolgeyi amerikanlar aldi,orayada bir adam diktiler,ismi mesela suudi,ve o bolgenin ismi Suudi Arabistan oldu.Butun bu topraklar tabii onlarin kontrol altinda,diktikleri adamlarda onlarin sozunden cikmayan,onlara hesap vermek zorunda,aksi taktirde o adami oradan indirip baskasini koymak cok kolay onlar icin.Bu gune kadar hep boyle devam etti vede hala devam ediyor.Simdi bizim su anki duruma bakalim.O zamanki senaryo aynen simdide tekrarlanmiyormu? Bu PKK'nin arkasinda yine bu devletler yokmu.O zaman Osmanlinin guclu olduguna ragmen yinede basardilar.Ya simdi,yine basarirlarmi? Zaten ondan sonra her ne kadarda canakkaleyi gecemedilersede yinede cok sey basardilar bu devletler.Muslumanlar artik tokatlari arka arka yemege basladi.Islam dini sistem yikildi,yerini dinsiz kitabsizlarin ateistlerin uydurdugu laik cumhuriyet sistem kuruldu.Aya Sofyanin boynu bukuldu.Resulullahin mubarek tukuruyle atildi Aya Sofyanin temeli.Annelerinin bacilarinin hanimlarinin kizlarinin iffet ve hayalarini dahada arttiran basortulerini koruyamaz duruma geldi musluman erkekler.Musluman olulerin sayisi PKK'lilar kadar,belkide onlardan daha fazla.Birde butun bu tokatlara ilaveten,Turkiye'nin basina siddetli depremler,seller,topraklarin susuzluktan kurumasi,araba kazalari...Peygamber efendimizin ovdugu konstantinoplu feth eden muslumanlar neden bu kadar zayif dustu,musluman kadinlarin iffet ve hayasini koruyamayacak kadar.Lafinan gucluyuz,tabii tabii.Yururuz dayi dayi tesbihi elde bos bos sallayarak.Tesbih elde garip.Konusuruz efe efe,dil agizda garip.Yururuz pasa pasa,ayaklar yolda garip.Ekmege peynire gelince paramiz olmaz,sigaraya gelince var,hemde yahudi malborasi.Namaza gelince vaktimiz olmaz,kahvehanelere,top sahalarina,only-yahud,yani hollywood filmlerine vaktimiz bol.Hocalarin soylediklerini hemen unuturuz,kadinlarin soyledikleri sarkilar hafizamizda.Niyaz etmekte zorlaniriz,sovmeler hemen kolayca agizimizdan cikar.Neyse ben burda bitiriyim bu siramalari,zaten bunlari siralarken icim yaniyor.Peki ya Osmanlinin parcalandigi gibi,Turkiyede parcalanacakmi? Bu PKK'nin arkasinda aslinda gizlenen modern hacli ordusu olan bu bati devletleri zaten hic bir zaman bizi rahat birakmayacaklar,hic rahat birakmadilarki zaten.Muslumanlara karsi savasi hic kesmediler ki zaten.O zaman neden onlar bizimle savasirken biz zek-u sefa surduruyoruz.Bizimkisi zek-u sefa'da degil,rezillik.Zevk-u sefa surdurenler onlardan icimize sizanlar.Muslumanlari dupe duz oynatiyorlar.Medya onlarin elinde,askerye onlarin elinde,sanaat,egitim daireleri,borsa,banka.Neyse burda birakayim siralamayi,zaten icim yaniyor siralarken,hem bu siramalar bitmezki.Peki muslumanlara kalan ney bu Turkiye'de,simit satmak,ayakabi boyamak,daireleri temizlemek,askerligi doguda yapip olmek.Yeter artik,uyan ey musluman uyan,bu isler lafinan olmuyor,harp var harp,orda burda oyalanma sirasimi? Vatanin,namusun elden gidiyor,ne anlamaz adamsin.Hacli ordusu kararli bir sekilde muslumanlara karsi yuruyor,vede yuruyecek.Ey musluman eger sende onlara karsi kararli bir sekilde yurursen,Allah'in emirlerine uyarak,sunneti yasayarak,o zaman belki Allah sana acirda,sana zafer verir.Ama yok sen "ben keyfimi bozmam,bana bir sey olmaz"dersen,o zaman sen zaten kaybetmis,parcalanmis,bitmissin.
bunlar tesaduf mu?
Sehit analari hep ortulu! Daha neler neler.Biz bu gidisle daha cok sehit veririz.Oncelikle sunu soylemek gerekir'ki muslumanlarin yollarini kapatmak,ortaligi temizlememek demektir.Eger ortalik temizlenmezse,orayi pislik alip goturur,ora iyice curur,temel yikilir.Cunku musluman demek temiz tertemiz demek,cunku o kuran ve sunnet yollunda oldugu icin.Tarihe soyle bir bakalim,rusya kralini yikan bolceviklerin basinda olan Lenine'i trenle bilmem nerden nereye buyuk koruma altinda getirdiler.Onu koruyanlar rus bolcevikler degildi.Daha gecen World Trade Center turlari yikildi,o gun ise yahudilerin kutsal gunuydu,ve hic bir yahudi yoktu turlarda.Borsadan'da bir iki gun oncesi buyuk yatirimcilar hisselerini satmislardi (bu konuda internette LOOSE CHANGE belgesine bakmanizi oneririm).Bunlar bes,on yil sonrasini hesaplamiyorlar.Bunlar bes yuz,bin sene sonrasini hesapliyorlar.Simdi gelelim bize.Winston Churchill canakkale savasindan sonra Kuran'i eline alarak soyle demedimi:"Turkiye'yi ancak bu kitabi ellerinden alarak feth ederiz".Ama bu kitabi ellerinden ancak iclerinden biri alirsa,bu bir galibiyet olurdu,sapa saglamca bir is olurdu.Ama bunu kim yapabilirdi.Ismini Turkiye'nin tarihinde uzun yillar iz birakacak biri yokmuydu.Iste bunu gerceklestiren turk aktor,gururlu olup islam dinine dusman,Turkiye'yede duskundu,oyle bir sevgi.Ama ne yazik'ki bu duskunluk,bu sevgi aynen bir musluman olmayan bir kisinin cocugunu sevdigi gibi.Onu kendi gibi yetistirir,ona Allah'i ve kitabini ogretmez,aksine islam'a karsi kin gutmeyi ogretir cocuguna,kafir olarak yetistirir,kendi elleriyle cehnneme dogru surukler,iste oda bu vatanina ve bu millete oyle bir duskunluk,oyle bir sevgi besliyordu.Unutmayalim ki turk milleti bagdatda islam dinini kabul etmeden once samanist'di,tengriciydi.Bu oyle bir sapiklikti ki TANRI diye bir seye inanirlardi.Onuda bir mahlukat bilip baslarindaki o zamanin liderini onun soyundan geldigine inanirlardi.Sonra o liderin putunu yapip ellerinden geldikce her tarafa koyarlardi.Resmini cizip herkes yuvasina ve diger yerlere asardi.Onu ululastirirlardi.Marslarinda'da onun ismini bagirip ona sukur ederlerdi,o gunleri o liderin sagladigina inanirlardi,ve "ey ulu ..."deyip o liderin ismini anarlardi,onu bir kurtarici,bir mesih bilirlerdi.Iste turk milleti yillar once bagdat'da bu sapik inanctan islam diniyle sereflenerek kurtulmus oldu.
islam dusmanlarari turk yahudiler
Siyonizm , masonluk ve tefrika Osmanlı'nın yıkılışında ve Cumhuriyetin kuruluşunda çok sinsi ve siyonist hevesli roller üstlenen Yahudi ve dönmelerle ilgili bütün iddiaları; "komplo teorisi" gösterme ve geçiştirme konusunda oldukça başarılıdır. Ancak "milli derin cephe"nin tarihi ve talihli girişim ve gayretleri sonucu karanlık dünümüz ve günümüz aydınlanmaya başlamıştır. İşte 1920 yılında Londra'da yayınlanan, The Morning Post editörü H. A Gwynne'nin Derin İhtilal kitabında;
Osmanlı İmparatorluğundaki diğer bütün milletleri kendi boyundurukları altına alacak Yahudi-Türk devleti kurmayı amaçladıklarını, aynı dönemleri yaşayan çok önemli bir tarihçi-gazeteci olarak, tarafsız ve ön yargısız biçimde ortaya koymaktadır. RUS İhtilali modern zamanların diğer bütün ihtilallerinin en çaplısı ve emn kanlısıydı. Bütün tarihi kanıtlar ihtilali gerçekleştirenlerin ezici çoğunluğunun Yahudi olduklarını ve kampanya planlarını "kıdemli bilge siyonların" işaret ettiği yönde hazırladıklarını ortaya koymaktadır. Şimdi geriye, günümüzün diğer ihtilalci hareketlerini, ortak belirleyici nitelikleriyle ajanlarını ve Moskova'yı dünyanın ihtilal merkezi yapan, Lenin ile Troçki'yi Kremlin'e taşıyan siyonist örgütlerin, daha başka ülkelerde ki etkilerini tartışmak kaldı. Savaş öncesi ve sonrası Türkiye, Portekiz, Prusya, Bavyera ve Macaristan' da ihtilaller veya ciddi ayaklanmalar yaşandı. Ayrıca Hollanda, İsviçre, Fransa Danimarka'da ciddi komplolar meydana geldi. Bütün bunlarda dış etkiler ve yahudiler dikkate değer rol oynadı. Bu noktada ortaya çıkan soru şu: Eğer dış etkiler olmasaydı, ihtilaller başarılı veya gerekli olur muydu? Çünkü ihtilal gerçekleşirken, bunu gerektiğine ve ne getireceğine bakılmıyor. Virüsün "sağlıksız" bedene saldırışı benzetmesi buraya tam oturur. Devlet zayıflar, yozlaşma ve güvensizlik derken, ihtilal virüsü zayıf düşen organizmaya akın eder ve parçalanma sürecini başlatır. Bazı devletlerde, özellikle Bavyera ve Macaristan'da ihtilallerin ömrü kısa oldu ve virüs kısa sürede vücuttan atıldı. Ama diğerinde, Türkiye ve Portekiz'de kalıcı oldu. Portekiz'de virüs saldırısının ülkenin menfaatine olup olmadığı bazılarına göre tartışmalı bir nokta. Ama Türkiye'de buna hiç şüphe yok. Konstantinapol'u (İstanbul) ele geçirip, Abdülhamit'i tahtan ihtilalciler, ülkelerini Almanlar'a köle olarak sattı. Enver Paşa, Talat Paşa ve diğerleri Bieberstein ve Wangenheim'ın gönüllü maşalarıydı. Türk İhtilali Türk imparatorluğunun ölün çanı oldu. Türkiye örneği bize, ihtilalin acı veren sert bir süreç yaşanmadan sağlıklı olmayacağını hatırlatıyor. Türk ihtilali üzerine bastıra bastıra söylenebilir ki, tamamen Masonik-Yahudi komplosunun işiydi çoğunluk olarak Yahudi, Yunan ve Ermeniler'den oluşan Genç Türkler (Jön Türkler) başlangıçta planlarında başarıya ulaşamadı, ta ki Kıtasal Masonlukla irtibata geçene kadar. Tanınmış Fransız Masonik dergisi Acacia'dan[1] yapılan şu alıntı, o sırada neler yaşandığını özetliyor: "Gizli bir Genç Türk Komitesi kuruldu. Hareketin tamamı Avrupa'da en büyük Yahudi nüfusa sahip (110 bin nüfusun 70 bini) Selanik'ten yönetiliyordu. Bunun yanı sıra Selanik'te devrimcilerin rahatça çalışma ortamı bulduğu Mason locaları vardı. Localar, Avrupa diplomasinin koruması altındaydı. Sultan ise bunlara karşı savunmasızdı, tahttan indirilişini bile engelleyemedi." Aslında biraz ileri gidip, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin, Selanik Yahudisi Emmanuele Carasso tarafından kurulan "Makedonya Risorta" Mason locasında doğduğu söylenebilir. Aynı dergi, 1907'deki sayısında, Türkiye'de masonluk yasak olduğu için Selanik'te, İtalyan Grand Orient'e bağlı iki locadan bahsediyordu. Biri yukarıda değindiğimiz Makedonya Risorta, diğeri Labor et Lux... Carasso'nun Abdülhamid'i deviren komisyonun bir parçasını oluşturması ise ilginç bir not. İhtilalde mason locaların oynadığı role yönelik daha fazla bilgi, ittihat ve Terakki Cemiyeti'nin önde gelen üyelerinden Refik Bey'in Paris Temps'in 20 Ağustos 1908 tarihli sayısına verdiği demeçte bulunuyor. Temps muhabiri, Refik Bey 'e ihtilalde (II. Meşrutiyet) masonların oynadığı rolü sordu ve yanıt şu oldu. "Masonluktan, özellikle İtalyan masonluğundan destek gördüğümüz doğrudur. İki İtalyan locası, Makedonya Risorta ve Labor et Lux, bize gerçekten yardım sağladı ve iltica teklifinde bulundu. Orada masonlar olarak buluştuk; gerçi birçoğumuzu masondu ama aslında kendimizi örgütlemek için buluşmuştuk. Bunun yanı sıra, yoldaşlarımızın büyük kısmını bu localardan seçtik. Seçtiğimiz yoldaşlar, bireylerle ilgili yaptıkları araştırmalar nedeniyle elek makinesi işlevi gördü. Konstantinapol'de (İstanbul) Selanik'teki gizli çalışma dikkat çekti ve Emniyet İstihbaratı bir giriş elde etmek için boşuna uğraştı. Ayrıca bu localar gerekli olduğu zamanda İtalyan Büyükelçiliği'nin müdahale edeceği sözünü veren İtalya Grand Orient'e başvurdu." İttihat ve Terakki Cemiyeti, II. Meşrutiyet'in Masonik ve çoğunluk Yahudi özelliğinden dolayı ihtilalden sonra dağılmadı. Masonik ve Yahudi etkiye örnek olarak, Meclis Başkanı Ahmed Rıza Bey'in yemin ederken, anayasada öngörülen Allah kelimesini kullanmamasını gösterebiliriz. Tıpkı Portekiz'de pozitivist Senhor Machado'nun yaptığı gibi. Şimdi burada ihtilalci Portekiz ile ihtilalci Türkiye arasında merak uyandıran bir bağ var. Ardından 1909'da karşı devrim geldi. 13 Nisan'da Abdülhamid'e yönelik İttihat ve Terakki'nin gerçekleştirdiği isyan, Selanik Yahudisi ve Mason Albay Remzim Bey'in kumandasındaki Selanik Komitesi'ne bağlı askerler tarafından yapıldı. Karşı devrimin yıkımından hemen sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Yahudi unsurları daha fazla önem kazandı. Cavid Bey Maliye Bakanı; Talat Bey Cemiyet Partisi Bas kanı ki o, Türkiye'nin Almanya'ya teslim edilip enkaza dönüştürülmesinde belki de herkesten daha fazla sorumlu; Cahid Bey, Tanin Editörü. Bunların hepsi masondu ve Cavid Beyde bir Yahudi'ydi. Siyasi mason locaları İstanbul'da mantar gibi her yere yayıldı. 1 Nisan 1909'da 45 Türk locasının temsilcileri İstanbul'da buluştu ve "Grand Orient Ottoman"ı kurdu (Osmanlı Büyük Doğu). Mahomed Orphi (Mahmud Örfi) Paşa büyük üstad seçildi ve ardından gelen Türkler(I) yüksek derecelere yerleştirildi: Dayid Corıen, Raphaelo Ricci, Nicholas Forte, Marchione, Jacob Souhami, George Sursock. Sonradan Türk Maliye Bakanı olan Yahudi Cavid Bey ise İstanbul localarından Terörizm ve göz korkutmayla, İstanbul kendini Moskova ve Budapeşte'ye bağlantılandırdı. Polis Bakanlığı (Zaptiye Nezareti) kaldırıldı, yerine Mason Halid Bey'in emrinde Fransız Cumhuriyetçi çizgilerde Kamu Güvenliği Departmanı kuruldu. Fransız ihtilali'nin birçok yönden Jön Türklerce taklit edilmesi ihtilalci zincirde ilginç bir halka olarak not edilebilir. Örneğin Komite Senatörü, "tebaa" kelimesinin kaldırılıp yerine Fransa "citoyen" kelimesinin getirilmesini teklif ederken, ilk Jön Türk madeni paralarının üzerinde "Uberte, Egalite, Fraternite" (özgürlük, eşitlik, kardeşlik) yazıyordu. İşte şimdi burada Tutanak (siyonist protokolleri) 1'den bir alıntı: "Çok eski zamanlarda halk yığınlarının arasından "özgürlük, eşitlik, kardeşlik" kelimelerini ilk haykıran biz olduk... Dünyanın her köşesinde, kör (bilinçsiz) ajanlarımız sayesinde, özgürlük, eşitlik, kardeşlik kelimeleri üyelerimize taşındı, lejyonlarımız bayraklarımızı coşkuya boğdu. Bütün zamanlarda bu kelimeler pamukçuk kurdu gibi işbaşındaydı ve refah içindeki gayrı yahudileri kemiriyordu. Her yerde barış, sessizlik ve birliğe son veriyor, gayrı Yahudi ülkelerin kurumlarını imha ediyordu. Sonradan göreceğiniz gibi bu, zafer kazanmamıza yardım etti, master card'ı elimize alıp imtiyazlıları, başka deyişle bize karşı tek savunma gücü ve ülkeleri olan gayrı yahudilerin aristokrasisini yıkma imkânı verdi. Gayrı yahudilerin doğal ve kalıtımsal aristokrasisinin enkazı üzerine para aristokrasisi liderliğindeki kendi eğitilmiş sınıfımızın aristokrasisini kurduk. Kurduğumuz aristokrasi refahta bize bağlı; bilgideyse Kıdemli Bilgeler'imizin bize sağladığı güdücü kuvvete..." Dahası iç basın "Directeur de la Presse Anterieur" denilen Necip Fazlı Bey'e, dış basın ise bir başka yahudiye devredilmişti. Maliye Bakanı Cavid Bey'in kabine şefi, bir Yahudi Masonu olan Messim Russo'ydu. Ayrıca Meclis'te ittihat ve Terakki partisinin, Talat'ın direktifleri doğrultusunda oy kullanan 90 masonu bulunuyordu. Kabine içinde Talat, Cavid, Şeyhülislam, Musa, Kazım ve Denizcilik Bakanı Mahmud Muhtar Bey'den oluşan İç mason kabinesi oluşmuştu. Tutanaklar gerek hükmedici güç olan iç veya Yahudi masonluk ile dış veya şüphe etmediği yolun gösterdiği yolda körlemesine ilerleyen gayrı Yahudi masonluktan bahseder. Başkaldırma sinyalleri veren Büyük Vezir Hilmi Paşa bir anda ortadan kayboldu ve yerine Hakkı Paşa getirildi. Hakkı Paşa'nın Yahudi bir özel sekreteri vardı. Sekreterin kayınbiraderi, Maliye Bakanı Cavid Bey'le, Paris'teki Bernhard Dreyfus gruptan borç almak için görüşmeler yapan ve diğer mali işlerde köprü vazifesi gören Jaques Menashe'ydi. Kısaca söylemek gerekirse, loca ve kulüp ağları oluşturarak gücünü kentlere yayan Yahudi-Masonik örgüt Türkiye'yi ele geçirmişti. Türk ihtilaliyle bağlantılı bir iki noktayı daha not düşmeye değer. Abdülhamid devrilir devrilmez İstanbul'da iki gazete yayınlanmaya başladı. Biri Alman yahudisi Dr.Moritz Grunwald'm editörlüğünü yaptığı Alman-Yahudi yayın organı Osmanicher Lloyd, diğeri Eşkenazi Mason Sami Hoşberg'in sahibi olduğu Jeune Turc'tü. Her ikisi de Türk Masonluğu ve Siyonizmin destekçisiydi. Jeune Turc açıkça Türk imparatorluğundaki diğer milletleri boyunduruk altına alan Yahudi-Türk Devletini amaçlıyordu." O dönemde, bir süre Sir W. VVillcocks'un misyoner ekibinde yer alan Santo Remo adlı bir Yahudi, İstanbul'da, Selanik'te ve diğer yerlerde konferanslar vererek, Mezopotamya'da İngiliz olan her şeye karşı Türklerin beynini zehirlemeye çalıştı. Salih Guirgi isimli Bağdat yahudisi tarafından idare edilen "Türk" resmi ajansı "Agence Ottomane" da aynı oyunla meşguldü. Bu kombinasyonun Almanlar'a nasıl bağlandığını tekrar vurgulamak gereksiz. Ancak Morning Post Selanik muhabirinin 19 Mayıs 1911'de yayınlanan haberinden bir alıntı yapılabilir. Muhabir şöyle diyordu: "Ordu subayları ve Türkler, gerçek Türk olmayanların (Yahudiler ve Dönmeler) önem kazanmasından dolayı uzun süredir hoşnutsuzdu. Bu kişilerin Avrupa Yahudileriyle olan bağlantıları siyonizme yardım olarak değerlendiriliyordu. Türkler, siyonizmin Asya'da bir Yahudi devleti kurmayı amaçladığına inanıyordu. Siyonistlerin Suriye ve Filistin'e yerleştirdiği kolonilerin, dış güçlerin özellikle Alman yahudilerin etkisinde ki hıyanet merkezleri olacağından şüphe duyuyordu. Türkler uzun süredir yahudilerle ilgili sinsi ve tehlikeli gelişmelerin farkındaydı. Bu faktör, özelikle Eşkenazi veya Rus-Leh-Alman yahudilerin hepsinin Alman imparatorluğunun partizanları olmasıydı." "Bunlar aslında geleceğin okunmasıyla Alman halkı; Siyonist devletin kurulmasını Alman bakış açısından onaylayan makaleler bulacaklardır. Eklenecek bir gelişme daha kaldı. Tutanaklar'dan birisi şöyle der: "İstanbul, Kudüs'e giden yolda 8. ve son basamaktır." Londra'dan alınan Moscow Pravda'nın son sayılarından birinde, Moskova Politeknik müzesinin Great Hall'unda yapılan toplantıyla ilgili bir haber vardı. Toplantıda Sovyet Halk Komiserleri adına konuşan Bukharin, Bolşevikler'in, İstanbul Boğazı'nı ele geçirmeden yaşayamayacaklarını, büyük ve güçlü sosyalist Rusya'yı yeniden kurmayı amaçladıklarını açıkladı. Çünkü siyon protokollerine göre: "İstanbul Kudüs'e giden yolda 8. ve son basamaktı."[2] Geçmişte; sadece önümüzdeki hendekleri atlamak üzere hızlanmak için biraz geriye gitmek cinsinden bakılıp incelenmelidir. Yoksa belli kesimleri suçlayıp karalamak ve bilgiçlik taslamak için geçmişi karıştırmak bize bir şey kazandıracak değildir. Şimdi bize düşen milletimizin geleceğini ve güvenliğini tehdit eden tehlikeli gelişmelere karşı ciddiyet ve cesaretle "bu ülke sahipsiz değildir!" mesajını verebilmektir... Bizim safımız İsrail siyonizminin güdümündeki ABD ve AB emperyalizmi değil, Rusya, Çin, Hindistan'ında katılacağı Asya cephesi ve İslam Birliğidir. Aklın ve vicdanının değil, hissi ve heyecanlarının etkisiyle, topluma ve teşkilatına hava basıp "Avrupa'yı iç işlerimize müdahale ettirmeyiz... Biz Türk milletinin emrindeyiz..." diye çıkışan... Ama zoru görünce ve kulağı çekilince hemen ertesi gün Brüksel'e koşup yalvaran ve yılışan kafalarla; Süt dökmüş kedi ürkekliği ile basının karşısına geçip, Avrupalı efendilerinin huzurunda: "Biz dersimizi çok iyi çalıştık... Verilen ödevlerin hepsini yaptık... Hiçbir eksik bırakmadık." Diyerek milli haysiyetimizi böylesine ucuz harcayan sahte kahramanlarla... "Kıbrıs'tan elinizi ve askerlerinizi çekin... Kürtlere özerklik verin... Alevileri dini azınlık kabul edin..." diyenlerin kapısında kurtuluş arayanlarla özlenen huzur ve hürriyete ulaşmak hayaldir.
|
|||||
|
|